Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar  

Go Back   Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar > E-Kitaplar - Mizah Dergileri - Dergiler - Cizgi Romanlar > Yazarlar - Hayatları ve Eserleri


Cevapla
 
Seçenekler
Alt 11-04-2017   #1
cepbook
 
cepbook - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2015
Mesajlar: 1.873
User ID: 33774
Tecrübe Puanı: 214748368
Reputation: 2147483647
cepbook Süper Üyecepbook Süper Üyecepbook Süper Üyecepbook Süper Üyecepbook Süper Üyecepbook Süper Üyecepbook Süper Üyecepbook Süper Üyecepbook Süper Üyecepbook Süper Üyecepbook Süper Üye
Standart Rıfat Ilgaz ve Burhan Solukçu



BİR 'ADAM' YARATMAK
( Bu yazı 10-12 Mayıs 2006 tarihlerinde Kastamonu'da yapılan "Rıfat Ilgaz Sempozyumu"nda bildiri olarak sunulmuştur.)


Bazı kaynaklar Türk Aydınlanması’nın miladını Tanzimat’la başlatsa da, bu kavramın ülkemizde ete, kemiğe bürünmesi Cumhuriyet Devrimi ile gerçekleşmiştir. Cumhuriyet, kendi modernleşme süreciyle birlikte her alanda yetiştirdiği değerleri ile yeni Türk insanının da oluşumunu sağlamıştır.

Şair, yazar, eğitimci ve aydınlanma neferi Rıfat Ilgaz sözcüğün tam anlamıyla toplumun öğretmeni, Cumhuriyet aydınlanmasının yılmaz savaşçılarından biriydi. Yazdıkları, yaptıkları ve yaşadıklarıyla topluma bir deniz feneri gibi yol gösterdi; salt kültür-sanat dünyasına kazandırdığı o eşsiz ürünleriyle değil, çevresine saçtığı ışıkla, kendisi gibi toplumcu sanatçıların yeşermesine de olanak sağladı. Bu özelliğiyle de çocukların, gençlerin olduğu kadar, yetişkinlerin de ‘hoca’sı oldu.

Ben bu çalışmamda Rıfat Ilgaz’ın karikatürcü Burhan Solukçu’nun çizerlik serüvenine başlayışı ve Solukçu’nun yaşamının sonuna değin Rıfat Hoca’nın ona nasıl destek olduğu üzerinde duracağım. Dahası topluma, insanlığa yararlı bir ‘adam’ yaratılması konusunda ortaya koyduğu çabaları somut bir örnekle yansıtmaya çalışacağım. Bu çalışma, öğretmenliğin okulla sınırlı bir meslek olmadığının, toplumun ve her yaştan, her kesimden bireylerin aydınlanmasında nasıl bir işlevi olabileceğinin de açık bir göstergesi olacaktır.

Türk karikatür dünyasında ’50 Kuşağı’ olarak anılan çizerler arasında adı anılan Burhan Solukçu, çizgi dünyasına Rıfat Ilgaz’ın özendirmesi ve katkısıyla girer.

Rıfat Ilgaz ile Burhan Solukçu’nun tanışıklığı 1952 yılında başlar. Aynı hastalıktan mustarip iki hemşehrinin bir sanatoryum odasında başlayan dostluklarının başlayışını ve tanışma anını Rıfat Ilgaz’ın Solukçu’nun ölümünden sonra yayımladığı yazıdan okuyalım:

“Bizim Koğuş (Pijamalılar) adlı kitabımın konusunun geçtiği bir verem hastanesi vardı Yedikule’de. Bu hastanenin üçüncü pavyonunda 28 kişilik büyük bir koğuş vardı. Birgün bu koğuşa bir kucak kemik getirip bırakıverdiler. Zonguldak’ tan maden ocaklarından geliyordu.

Eline üç beş kuruş verilerek ocaktan uzaklaştırılmıştı. Kendi kaderine terkedilmiş, son kuruşu da iyileşmesi için harcadıktan sonra benim gibi çürük insan deposuna bırakılıvermişti.

Birkaç gün sonra bu kemik yığınının yatağın içinde kıpırdayıp bir şeyler yazmaya çalıştığını gördüm. Zonguldak’taki eşine mektup yazıyordu. Elinden alıp postaya attırdım. Belki de aldığı antibiyotiklerden olacak kulakları ağır işitiyordu. Halsizlikten zor konuştuğu için de her sabah işaretle hal hatır sormaya başlamıştık.”

Solukçu beş kuruş tazminatsız olarak işten çıkarıldığı Zonguldak’taki maden ocaklarından, işte böyle posası çıkmış bir şekilde ayrılmıştı. Evliydi, ailesi Zonguldak’ta, kendisi Yedikule sanatoryumundaydı. Rıfat Ilgaz birkaç gün boyunca yanında cansız, hareketsiz yatan bu genç adamı izledikten sonra, ondaki cevheri fark etmişti. Tanışıklığın devamını aynı yazıdan, yine Rıfat Ilgaz’dan okuyoruz.

“Yattığı yerde hiç boş durmak istemiyordu. Gazetelerimi alıp okuyor, dergilerimi karıştırıyordu. Birgün yanındaki arkadaşının kare kare çizip resmini büyüttüğünü görünce, resme yatkın olduğunu anlamıştım. Marko Paşa havasından henüz sıyrılamadığımız için, bir dergi çıkarırsam yazılarımı resimleyebilir mi diye düşündüm.

Maden ocaklarını çok iyi bildiğine dayanarak:

- Bir madenci resmi çizebilir misin, dedim.

Belki de ilk kez böyle bir istekle karşılaşıyordu.

- Bilmem ki... dedi.

- Hani.. öyle tam resim gibi olmasın da... kroki gibi... biraz da karikatür gibi...

Çok konuşmaktan hoşlanmazdı. Elindeki kara kalemle tasıyla, feneriyle kendisi gibi cılız bir madenci çiziverdi hemen. Tas bir yana kaymıştı, pantalonu bir yana... Kıçında da kocaman bir yama vardı.

- Sende iş var Burhan, dedim. Sen karikatür çizeceksin.”

Bu yüreklendirme ile Solukçu yıllardır sürdürdüğü karakalem portre çizerliğinden karikatüre yöneldi. Rıfat Ilgaz, yayın dünyasındaki ilişkileri ile onun çeşitli gazete ve reklam ajanslarında çalışması için yardımcı oldu. Maden ocaklarındaki zorlu iş koşullarından sonra, Solukçu, hem ciğerlerini dinlendirebileceği hem de sanatını yapabileceği bir iş sahibi olmuştu. Bir süre reklam ajanslarında ve gazetelerde ressamlık, vinyet çizerliği yaptıktan sonra 1956’da Dolmuş dergisinde ilk karikatürünü yayımladı. Dolmuş dergisi İlhan-Turhan Selçuk kardeşler tarafından çıkarılmakta ve dönemin kalburüstü tüm yazar, çizerleri bu dergide çalışmaktaydı. O günlerin sakıncalı kişilerinden olan Rıfat Ilgaz da bu dergide “Stepne” takma adıyla mizah yazıları yazıyordu. İlhan Selçuk’un önerisiyle ortaya çıkan “Hababam Sınıfı” da ilk kez bu dergide tefrikalar halinde yayımlanmaya başlamıştı.

Dolmuş dergisi Solukçu için müthiş bir ortamdı; her yönüyle onun için bir okul olmuştu. Derginin son günlerine kadar orada çizdi; bu arada Zübük, Akbaba, Amcabey gibi dergilerde de çizgileri görülmeye başladı. İlk kez 60’lı yılların başında çizmeye başladığı Akbaba’daki karikatürlerini 1974 yılına kadar sürdürdü. 1965’te kadrolu olarak çalışmaya başladığı ve 1973’te emekli olduğu Pardon adlı dergide ise usta çizer olarak çalıştı. Karikatür dünyasında görülmeye başladığı ilk yıllardan itibaren çizgisini ustalaştırdı ve sağlam, tutarlı dünya görüşüyle vazgeçilmez bir yer edindi. Ancak sağlık sorunları hiç ara vermeden sürüyordu. Genellikle evde çalışıyor, dergilere karikatürlerini kızı ya da oğluyla gönderiyordu. Karikatürlerden “parça başı” olarak kazandığı parayla da evini geçindiriyordu. Bu zaman süresince de Rıfat Ilgaz ile sürekli bir aradaydılar. Ya aynı dergide çalışıyorlar ya da başka gerekçelerle bir arada oluyorlardı. Rıfat Ilgaz anlatıyor:

“Her rastlaşmada sorardım kuşkuyla sağlığını: - Nasıl olursam olayım Hocam, derdi Solukçu, ölemem artık, üzerime öyle bir görev yükledin ki benim!”

Bu sözler, Rıfat Ilgaz’ın, Solukçu’nun yalnızca bir iş ya da meslek edinmesine yardımcı olduğunu değil, bu dünyada olan biten her şeyden sorumlu bir aydın olarak önemli bir dava edindiğini de göstermektedir. Burhan Solukçu, yaşamda gördüğü haksızlıkları, yanlışları sorgulamak, eleştirmek için karikatürün ve mizahın gücünü kullandı. Güçsüz, zayıf yanlarını onunla donattı; hastalığı ve umarsızlığı nedeniyle hayata soğuduğu günlerde karikatür sayesinde yaşama yeniden dört elle sarıldı. Gerçekten de, Solukçu, karikatür dünyası içinde yer aldığı yirmi yılı aşkın süre boyunca çizdiği her karikatürüyle aydın namusu üzerine güçlü mesajlar vermiştir. Karikatürleri yakın mercek incelendiğinde görülecektir ki, içinde olduğu toplumsal katmanların sorunlarına duyarlılığı, hep emekten ve emekçiden yana tavrı, sağlam dünya görüşü ve ilkeli sanatçı duruşu onun en belirgin yanlarını oluşturmaktadır.


Dostluğun İkinci Perdesi: Mektuplar

Rıfat Ilgaz 1974’te emekli olup da Cide’ye yerleşince bu dostluk mektuplarda devam etmeye başladı. Elimizde Rıfat Ilgaz’ın 1976-1978 yılları arasında Solukçu’ya yazdığı mektuplar var. Bu mektuplar daha önce hiçbir yerde yayımlanmadı, ilk kez bu çalışmayla günyüzüne çıkıyor. 17 Aralık 1976’da Cide’den yazdığı mektupta şöyle diyor:

“(…) Turhan Selçuk’u telaşlandırıp eve getirecek kadar hastaysan dostların dostluklarını kontrol etme gerekçesine bağlıyorum davranışını!.. Bana verdiğin sözde duracağında hiç kuşkum olmadığı için söylüyorum, durumunda olağanüstü bir şey olmadığını. Bu hususta hem o kadar aceleye gerek yok!.. Bak, ben altmış altılarda bile oyun bittiği halde acele etmiyorum, şu son oyunun sonunu görmeden gideceklerden değilim. Biliyorum ki, oyunların sonu gelmeyecektir.

Selçuk kardeşlerle [İlhan-Turhan Selçuk] dostluğunun sürdüğüne ayrıca sevindim. Sağlam kardeşlerdir onlar. Birçok şeyler gelip geçici... Dostluklar kalıyor. Sevgiyse törensiz, yürekte süzülüp kalanlardan başkası değil. Deneylerden geçmeyen ilişkiler sevgi olmuyor kolay kolay. (…)”

Şu kısacık satırlarda ne çok şey söylüyor büyük usta. Yaşam sevincini, dostlukları, sevginin değerini oldukça yalın, ama şiirsel bir dil ile ortaya koyuyor. Bunu yaparken de öğretmen edasını hiç yitirmiyor.

5 Ekim 1977’de yine Cide’den yazdığı mektupta bu kez İstanbul’a gelip de, görmeden döndüğü dostunun gönlünü alıyor. Ama nice dersler vererek:

“(…) Son aylarım çok inişli yokuşlu, çok karman karış geçti. Düşün bir kez, seni bile unuttum. İstanbul’a geldim de seni bile göremedim. Bilmem bağışlar mısın beni? Sen namuslu veremlisin! Sık dişini, ben veremliler raconunu senden çok daha iyi bilen kaşarlanmış veremli Rıfat Ilgaz’ı bağışlama! Biz suçluysak... yasalara göre bile olsa, yani egemen sınıf yasalarına... Boynumuz kıldan incedir, boyun eğeriz... Eğdik de... Suçumuzun ceremesini ödeyelim, kelle de olsa gidecek olan. İşin hem şakası, hem “ciddi”si bu... Suçla beni!

Durum böyleyken bir de kalkıyor, kendinde suç arıyorsun!.. Suç ha sende olmuş, ha bende... “Faili meçhul” olmayan suçlarda birbirimizi suçlamaya değmez... İşte geldik gidiyoruz. Ha bir gün önce, ha bir gün sonra... Ne var ki, gelmişken yaşamanın tadını çıkaracağız. Yatakta da olsak... Kenefe ayağımızı sürüye sürüye gitsek de... Yaşamanın çok güzel olduğunu usta sanatçılar bizden çoook önce bulup çıkarmışlar. Gerçekten öyle... Yaşamak öylesine güzel ki... Hele insan gibi yaşamak. Uğrunda ölmeye değer. Bir soluk, bir soluk daha vereceksin. Bu direniş, kaleyi tuttuğun siperi bir saniye sonra... bir saat, bir gün bir yıl sonra teslim edebilmek için... Bir yıl, beş yıl, on yıl... Benimki on yılları, yirmi yılları da geçti. Demek, oluyormuş... Demek, birçok şeyler insanın elindeymiş. 50’lerden beri bunun sınavını birlikte veriyoruz. Başarmadık mı? Bir de yaşamına büyük bir sanatçılık katmasını bildin, fazladan... Bunu algılaman, bilinçli bir sanatçı olarak, birgün hani ‘işte bu yüzden ölemiyorum’ demiştin! İşte bu yüzden bir soluk daha yaşamaya bak!.. Zorla kendini, yaşamanın coşkusu, yaşayabilmenin sevincini hala göstermeye değer...(…) Son sözüm, direnebildiğin kadar diren!.. Siperinde sıkı dur!.. Çocuklarımıza bu yönümüzle de örnek olalım.(…)”

Yaşamı boyunca hastalıklardan olduğu kadar, gözaltılardan, hapislerden, sürgünlerden de çeken Rıfat Ilgaz yaşama sevincini yetmişine yanaştığı o günlerde de yitirmiyor. Üstelik büyük şair Nazım Hikmet’in ‘Yaşamaya Dair’ adlı şiirinde belirttiği gibi, ‘bütün işin gücün yaşamak olacak’ diyor. Ve yaşama sevincini kendinden daha genç dostuyla bu satırlarla paylaşıyor. İşte, ‘Rıfat Ilgaz Aydınlığı’ budur.

Burhan Solukçu, ustasının bu sözlerini hiç yabana atmadı. Son nefesini verinceye dek en büyük kaygısı yaşamak oldu. Ailesi için, dostları için, insanlık için…

Üzerinde tarih bulunmayan, ancak 1977 sonları ya da 1978 başlarında yazıldığını düşündüğüm bu mektupta ise, yıllarca uğradığı zulme, çektiği eziyetlere karşın dimdik duran ve kader dostunu da bu kavgaya davet eden bir insan görüyoruz. Kavganın adı yine yaşam!

“(…) Biz nereye gidersek gidelim, sorunlarımızı da birlikte taşıyoruz. Elimize bavul almasak bile bir de bakmışız ki dünyanın yükünü omuzlayıp getirmişiz. Ama gene de derde tasaya bir bağışıklığı oluşmuş, fazla bir zararı dokunmuyor. Dertle tasayla kavrulmuşuz, Sivas leblebisi gibi. Yaşamda en büyük başarımız da bu! Her şeye karşın gene de yaşayabilmek! Her günümüz bu sömürü düzeninden dişlerimizle söküp aldığımız bir avans! Avansı koparınca da borca gitmemek için gene de yaşamamız gerekiyor. Yoksa bizi çoktan kazandan düşürdüler! Geçtiğimiz büyük kanamaları düşündükçe şaşkalıyoruz, değil mi?(…)

(…) Ağızdan dolma sosyalist olmaktansa, sendikalı işçi olsun daha iyi! Neyse, bunlar uzun tartışma konusu! Şimdi kitap o kadar bol ki, kim yeni bir kitap okusa, başka bir tip sosyalist olup çıkıyor karşımıza. Her kitap bizleri, daha doğrusu emekçileri birbirine birleştirecek yerde, birbirlerinden uzaklaştırıyor nedense toplumumuzda. Yanlışlıkla yeni çıkan kitaplardan birini okumadın mı devrimciliğinin bir yanını eksik sayıyorlar gençlerimiz. Bilmiyorlar ki, okumadıkları öyle çok kitap var ki... Kitap kadar önemli daha çok şey var, iyi bir devrimci olabilmek için. Bugünlerde daha iyi anlıyoruz devrimcinin sağlam olması gereken yanlarını. Ama gene de devrimci arkadaşımız, -oğlumuz- okumayı bırakmasın! Sanatçı yanı da varsa, geliştirmeyi ihmal etmesin! Neyimiz varsa süreceğiz sonucu görmek için. Sermaye dünyanın hiçbir yanında bu kadar zavallı duruma düşmemiştir bugüne kadar. (…)”

Burhan Solukçu, 26 Mart 1978’e kadar direndi ve otuz yıl boyunca boğuştuğu vereme yenik düştü. Onun ölüm haberini oğlu Turhan, Rıfat Amca’sına bir mektupla bildirmişti. Rıfat Ilgaz, bu kez Turhan Solukçu’ya 10 Nisan 1978’de yazdığı mektupta şöyle diyordu:

“Bu soyadıyla sana seslenirken, babanı dipdiri, umutlu, inançlı olarak -yani her zaman olduğu gibi- karşımda görüyorum. Sizler yaşarken -ölüp ölüp yaşarken- biz ölüm terimini çoktan unuttuk. Ama şunu da açıklamalıyım, babanı ilk tanıyan sanatçı olarak, o şiirimde belirttiğim yalan yanlış da olsa dilinden düşürmediği dizelerimdeki gibi de ölmedi. Savaşa savaşa öldü, halkın sanatçısı olarak öldü. İkinci büyük başarısı da sizleri kendisi gibi yetiştirmek oldu. (…)”

Rıfat Ilgaz, salt çizgisiyle değil, insanı ve insanlığı ilgilendiren her konuda aldığı tavırla ‘halkın sanatçısı’ olan Burhan Solukçu’nun yaşamında içi doğruluk, gerçeklik ve güzelliklerle dolu kocaman bir yaşam parantezidir. Solukçu’nun genç yaşlarda yaşamına açılan bu parantez, hiçbir zaman kapanmamış, ışığıyla, sıcaklığıyla bizlerin de önünde dimdik durmaktadır.

Bu çalışmayı Burhan Solukçu’nun dilinden hiç düşürmediği Rıfat Ilgaz dizeleriyle bitirmek istiyorum, konuşmamın başından beri anlatılanların da bir özeti olacağını düşünerek:

“Ölecek misin, ya bir meydanda öl,

Ya da bir dağ başında kavgan için

Böyle yatakta miskince ölme!”

---------------------------------------------------------------------------------


Burhan Solukçu için [Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL] bakalım.
 
__________________

Hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek/ Yolu yok, Don Kişot'um benim, yolu yok/ Yel değirmenleriyle dövüşülecek.

Konu cepbook tarafından (11-04-2017 Saat 12:07 ) değiştirilmiştir..
cepbook isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-2017   #2
25Temmuz

 
25Temmuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2012
Mesajlar: 12.659
User ID: 75
Tecrübe Puanı: 214748382
Reputation: 2147483647
25Temmuz Süper Üye25Temmuz Süper Üye25Temmuz Süper Üye25Temmuz Süper Üye25Temmuz Süper Üye25Temmuz Süper Üye25Temmuz Süper Üye25Temmuz Süper Üye25Temmuz Süper Üye25Temmuz Süper Üye25Temmuz Süper Üye
Standart

Çok güzel bir çalışma olmuş ellerine sağlık. Beni 70'li yıllara ışınladı adeta Rahmetli Aziz Nesini de anmak lazım. Cağaloğlu yokuşu bu güzel insanları hiç unutmaz, ne zorluklarla gazete, dergi çıkardılar. Selam olsun o güzel günlere ve o güzel insanlara. Senden böyle güzel paylaşımlar bekliyorum
 
__________________
25Temmuz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kitap Listesi cepbook Forum Deneme Alanı 15 6 Gün önce 22:01
Rıfat Ilgaz - Don Kişot İstanbul'da - Palavra Mizah Öyküleri (pdf) zamangezgini Mizah Kitapları 9 10-05-2017 17:21
Asım Bezirci - Rıfat Ilgaz Elon Man Edebiyat Eserleri 3 08-13-2017 23:02
Kürşat Coşgun - Emeğin Çizeri, Çizginin Emekçisi Burhan Solukçu kutuphaneci Anı ve Biyografi Kitapları 5 01-14-2014 12:07
Asım Bezirci - Rıfat Ilgaz börklücemustafa Kitap İstekleri 0 08-07-2013 12:31


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:29.

Forumumuz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan, yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, forum yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, ekyasal@gmail.com mail adresinden bize ulaşabilirler.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.